15 TEMMUZ DEMOKRASİ ZAFERİNİN 1. YILDÖNÜMÜNDE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

~~15 TEMMUZ DEMOKRASİ ZAFERİNİN 1. YILDÖNÜMÜNDE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ Faruk Kaymakcı, Büyükelçi, AB Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi 15 Temmuz darbe girişimine karşı halkımızın kahramanca elde ettiği demokrasi zaferinin birinci yıldönümündeyiz. Hain darbe girişimi birçok alanda olduğu gibi Türkiye-AB ilişkilerinde de olumsuz etkisini göstermiştir.

~~15 TEMMUZ DEMOKRASİ ZAFERİNİN 1. YILDÖNÜMÜNDE TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ
Faruk Kaymakcı, Büyükelçi, AB Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi

15 Temmuz darbe girişimine karşı halkımızın kahramanca elde ettiği demokrasi zaferinin birinci yıldönümündeyiz. Hain darbe girişimi birçok alanda olduğu gibi Türkiye-AB ilişkilerinde de olumsuz etkisini göstermiştir.

Hepimiz hatırlıyoruz! 15 Temmuz gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri içine zamanla sızmış sınırlı sayıdaki üniformalı ve üniformasız darbeci bir kalkışma deneyerek Türkiye’de yönetimi ele geçirmeye çalışmışlardır. Darbecilerin amacı, meşru hükümeti ve yöneticileri silahla ve zorla devirmekti. Bu amaçla darbeciler önce darbeye karşı çıkan komutanları esir almış; devletin silahları, uçakları ve tankları ile halka ateş açmaya çekinmemiş, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Cumhurbaşkanlığını ve devletin güvenlik kurumlarını bombalamış, TV kanallarını susturmaya çalışmış ve Cumhurbaşkanımıza suikast girişiminde bulunmuşlardır.

15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sergilemiş olduğu liderlik ve cesur tutum çerçevesinde Türk halkına demokrasilerine sahip çıkma çağrısında bulunması, hain kalkışma girişiminin akim bırakılmasındaki en önemli etkenlerden biri olmuştur. Ayrıca üst düzey ordu komutanlarının, tüm siyasi liderlerin ve basının darbe girişimi aleyhindeki tutum ve açıklamaları, Türk halkının darbe karşısında tek yürek olmasını sağlamıştır.

Halkımız tankların önüne dikilerek, helikopterlerden gelen kurşunlara göğsünü gererek ve milletvekillerimiz de bombalanan Meclisimizi terk etmeyerek, Türk demokrasisine sahip çıkmıştır. 1960, 1971 ve 1980 askeri darbelerinden ciddi zarar gören Türk halkı, bu kez bu hain darbe girişimine direnmiş ve demokrasisini, meşru hükümetini, kurumlarını ve yöneticilerini sahiplenmiştir. 250 vatandaşımız demokrasi şehidi olmuş, 2200 civarında insanımız ise yaralanmıştır. 15 Temmuz, bir askeri darbe değildir, zira en başta Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok büyük bir bölümü ve en üst düzey komutanları bu kalkışmaya karşı çıkmış ve darbecileri engellemeye çalışan bazı askerlerimiz de şehit düşmüşlerdir.

Derlenen istihbarat bilgileri, alınan ifadeler ve darbecilerin üzerinden çıkan belgeler, bu başarısız darbe girişimin ardında 1999 yılından bu yana ABD’de bulunan Fetullah Gülen’in kurup yönettiği Paralel Devlet Yapılanması’nın (PDY), bir başka deyişle, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)’nün olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. FETÖ/PDY, 1970’lerden bu yana örgütlenmiş ve eğitimden adalete, polisten hariciyeye tüm devlet kurumlarına sızmış ve basın, düşünce kuruluşları ve iş dünyasında da kendi siyasi ağını kurmuş bir örgüttür. Sinsi ve siyasi emelleri için din, dinler arası diyalog, hoşgörü, hayır ve hizmet gibi kavramları istismar etmiştir. Devlet içindeki bu gizli paralel yapılanma, 2011 yılından itibaren kendisine bağlı hâkim ve polislerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst düzey yöneticilerine, bazı basın mensuplarına, kamu görevlilerine ve siyasilere karşı komplolar düzenlemiştir. Birçok asker ve generalin ordudan ve sivillerin de kamudaki görevlerinden haksız yere ihracına neden olmuş ve bunların yerlerine kendisine yakın subayların ve memurların atamasını sağlayarak ordu içinde de güçlü bir şekilde örgütlenmeye başlamıştır. Bu yapılanma, 2013 Aralık ayı sonunda ise yasadışı şekilde yapılan ses ve görüntü kayıtlarını bazı montaj ve iftiralarla birlikte yayınlayarak, Türk Hükümetini ve üst düzey yöneticilerini zor duruma düşürmeye ve istifa etmeye zorlamıştır. Bu, aslında örgütün siyasi nitelikte olan ilk darbe girişimi olarak da görülebilir.

FETÖ/PDY’ye karşı 2013 yılı sonundan itibaren alınan önlemlerle, özellikle polis ve adalet sisteminden FETÖ bağlantılı görevliler uzaklaştırılmış ve belli takipler başlatılmıştı. FETÖ’nün gizli bir iletişim ağı kurduğu ve 40,000 civarında kişinin bu iletişim ağı (ByLock, Eagle) üzerinden gizlice haberleştiği de ahiren tespit edilmişti. FETÖ’yle mücadele kapsamında ordu içindeki yüzlerce FETÖ’cü askerin, Ağustos 2016’da yapılması öngörülen Yüksek Askeri Şura’da ihraç edilmesi gündemdeydi. Kendilerine karşı atılacak bu adımı sezen FETÖ’cü subaylar, bu nedenle Ağustos 2016 Şurası öncesinde, yani 15 Temmuzda, hain darbe girişimini alelacele başlatmışlardır.

Türkiye, 15 Temmuz darbesinin ardından Olağanüstü Hal ilan ederek, FETÖ/PDY’ye maddi insan kaynağı sağlayan ve destek olan FETÖ/PDY bağlantılı okulları, hastaneleri, basın organlarını, dernek ve vakıfları ve iş ağlarını kapatmıştır. FETÖ/PDY, sadece Türkiye değil faaliyet gösterdiği birçok ülkede Truva atı gibi yönetime sızmaya ve görünenin ötesinde faaliyetler yürütmeye çalışan sinsi bir örgütlenmedir.  Bu bakımdan AB ve AB ülkelerinin de FETÖ’ye karşı önlemler alması önem arzetmektedir.

AB, darbe girişimi karşısında, Türkiye’ye destekte zayıf ve geç kalmıştır.

15 Temmuz darbe girişimine karşı AB kurumları ve siyasileri, Türk demokrasisi ve meşru Hükümetinden yana tavır koyma konusunda ağır davranmış ve zayıf bir açıklama yapmışlardır.

Darbe girişimi, Türkiye ile AB arasında bir güven bunalımına neden olmuştur.

Türkiye’nin kurumlarını ve demokrasisini savunma hakkından daha fazla darbe girişimi sonrası alınan önlemlerin orantılılığına yoğunlaşan AB kurumları ve liderleri, ülkemizde güven ve itibar kaybına uğramışlardır. Bu güven bunalımı, 25 Mayıs 2017 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Antoni Tajani ile yaptığı görüşmelere kadar devam etmiştir. 15 Temmuz’dan 25 Mayıs 2017 tarihine kadar Türkiye ile AB arasında düzenli olarak yapılagelen Ortaklık Konseyi ve Ortaklık Komitesi toplantıları ile Türkiye-AB Kurumları Zirvesi, yüksek düzeyli siyasi, ekonomik, enerji, göç, terörle mücadele diyalog mekanizmaları ve Karma Parlamento Komisyonu toplantıları yapılamamıştır ve bu durum Türkiye ile AB arasında diyalog ve iletişim eksikliğine neden olmuş, önyargıları artırmıştır.

Kalkışma olumsuz bir Türkiye algısına neden olmuştur. 

Darbe girişimi, Türkiye-AB ilişkilerinde her alanda işbirliği ve atılmayı bekleyen ortak adımları engellemiş, Türkiye’nin AB nezdindeki görüntüsünü olağanüstüye ve olumsuza çevirmiştir. Darbe girişimi sonrası hukukun üstünlüğü ve uluslararası yükümlülükleri çerçevesinde Olağanüstü Hal ilan etmek zorunda kalan Türkiye, üyelik müzakerelerine başlamanın gereği olan Kopenhag Siyasi Kriterleri’nden uzaklaşmakla suçlanmış ve AB tarafı 2016 Aralık ayında mevcut koşullarda üyelik müzakerelerinde fasıl açılmasının öngörülmediğini duyurmuştur.

FETÖ, vatandaşlarımızın Avrupa’ya vizesiz seyahat etme olanağını geciktirmiştir.

15 Temmuz darbe girişimi, Türk vatandaşlarının 2016 yılı sonundan önce Schengen ülkelerine vizesiz seyahat olanağını sekteye uğratmıştır. Türkiye, Ekim 2016’da vizesiz Avrupa’yı hedeflerken ve bunun için kalan son 7 kriteri getirmeye çalışırken, 15 Temmuz kalkışmasına maruz kalmış ve terörle mücadele mevzuatında güncelleme yapması ve diğer kriterleri olağanüstü koşullarda yerine getirmesi daha zor hale gelmiştir. Darbe yapılmamış olsaydı belki bugün vatandaşlarımız Avrupa ülkelerinde vizesiz seyahat edebiliyor olacaklardı.

Diğer yandan, darbe girişimi sonrası ortaya çıkan güven bunalımı ve olumsuz görüntü nedeniyle AB, Türkiye ile Gümrük Birliği güncelleme (GBG) müzakerelerini de bir süre geciktirmeyi tercih etmiştir. Bu süreçte bazı çevreler GBG’ni siyasal koşullara da bağlama eğilimine girmişlerdir.

FETÖ darbe girişimi terörle mücadelede küresel işbirliği ve eşgüdümü zayıflatmıştır.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası FETÖ’nün de eklenmesiyle Türkiye daha fazla terör örgütüyle eşzamanlı mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ancak, 15 Temmuz sonrası Batı başkentlerinde kalan veya buralara kaçan FETÖ bağlantılı çevrelerin bulundukları ülkeye iltica etme gayretleri ve hatta bunlardan bazılarının bu ülkelerin kamu kurumlarında istihdam edilmeleri, Türkiye ile AB ülkeleri arasında terörle mücadele ve istihbarat işbirliğine gölge düşürmüştür. Türkiye, darbeye karışan FETÖ’cülerin iadesini beklemektedir. Darbeye karışan veya FETÖ bağlamında suç işleyenlerin en azından bulundukları ülkelerde yargılanmaları evrensel hukukun bir gereğidir.

Darbe girişimine rağmen ve bunun sonucu güvenlik kurumları yeniden yapılandırılırken, Türkiye, AB ile yaptığı 18 Mart 2016 Mutabakatı’na sadık kalmış ve Türkiye üzerinden AB ülkelerine gerçekleşebilecek düzensiz göçü engellemeye ve 3,3 milyon göçmeni ülkemizde misafir etmeye devam etmiştir.

15 Temmuz direnişi, Türklerin ülke çıkarlarını ve demokrasilerini her şeyden üstün tuttuklarını göstermiştir.

15 Temmuz gecesi, Türk demokrasisinin olgunluğunu ispatlaması bakımından son derece önemlidir. 15 Temmuz direnişi, Türklerin ülke çıkarlarını ve demokrasilerini her şeyden üstün tuttuklarının da teyit edildiği bir eylem olmuştur. Darbe ile demokrasinin Türkiye’de beraber olamayacağı ve Türk demokrasisinin diğer Avrupa demokrasilerinden geri kalmadığı açıkça görülmüştür.

Türkiye, köklü devlet ve kurumsal geleneğiyle ve demokratik deneyimiyle hain darbe girişimini atlatmayı başarmıştır. Ordu, Polis ve İstihbarat dahil tüm kamu kuruluşları FETÖ/PDY unsurlarından arınmış olarak şimdi daha güçlü halde sorumluluklarını yürütmektedirler. Türkiye demokrasisi gibi Türkiye ekonomisi de bu badireden daha da güçlenerek çıkmaktadır. Türkiye, bir yandan darbe girişiminin acılarını sarıp, kurumlarını temizleyip ve yeniden yapılandırıp güçlendirirken, diğer yandan darbecileri ve FETÖ/PDY bağlantılı unsurları hukukun üstünlüğü ve demokrasi çerçevesinde yargılamakta ve cezalandırmaktadır. Bunun yanı sıra Türkiye, PKK terörü ve DEAŞ belası ile mücadelesine de devam etmektedir. İçerideki gelişmelere hapsolmayıp, dış politikada kucaklayıcı, barışçı ve ilkeli tutumunu da sürdürmektedir.

Türkiye’nin AB üyelik sürecini belli ölçüde sekteye uğratan darbe girişiminden Türkiye arınarak ve daha güçlü olarak çıkacaktır. AB’nin Türkiye’nin meşru hükümetine, demokrasisine, dinamik genç nüfusuna ve çağdaş uygarlık hedefine destek olması halinde, Türkiye, AB yolunda daha hızlı ilerleyebilecek ve kaybedilen zamanı telafi edebilecektir. 25 Mayıs’ta Brüksel’de yapılan Türkiye-AB Liderleri görüşmeleri, güven tazelenmesini sağlamış ve Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme kazandırmıştır. Türkiye ve AB, oluşturdukları ortak takvim çerçevesinde özellikle terörle mücadele, göç yönetimi, vize serbestisi diyaloğu, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, enerji, ekonomi ve dış politika alanlarında AB ile her alanda işbirliği ve iletişimi artıracaktır. Son olarak, Türkiye, katılım sürecini zamanla kendi insiyatifiyle ilerletebilecektir. 

www.belcikaaydinhaber.com