DOLAR
47,5819 +%0,11
EURO
54,9410 +%0,17
ALTIN
6.365,82 +%2,16
ORTADOĞU

Casus ağı iddiaları dengeleri sarstı: Sessiz kriz! Hamaney’i kim koruyor, kim izliyor?

Casus ağı iddiaları dengeleri sarstı: Sessiz kriz! Hamaney’i kim koruyor, kim izliyor?
Email :

İran’da gözler aylardır kamuoyundan uzak kalan Mücteba Hamaney'e çevrildi. Casus ağı iddiaları, güvenlik önlemleri ve perde arkasındaki güç dengelerine ilişkin çarpıcı değerlendirmeler, sessizliğin sıradan olmadığını düşündürüyor. Peki, Tahran'da gerçekten neler yaşanıyor?

İran’da son dönemde en çok konuşulan isimlerden biri, uzun süredir kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba Hamaney… Resmî açıklamalarla uluslararası iddialar arasındaki çelişkiler, peş peşe ortaya atılan senaryolar ve cevapsız kalan sorular, ülke yönetimine ilişkin tartışmaları daha da büyüttü. Peki, İran’da perde arkasında neler yaşanıyor ve günlerdir herkesin yanıtını aradığı o kritik soru ne?

SALDIRI SONRASI YARALANDIĞI İDDİA EDİLDİ

İddialara göre Ali Hamaney’e yönelik saldırıda ailesinden bazı isimler de hayatını kaybetti. Saldırıda yaralanan kişiler arasında ise Hamaney’in en büyük oğlu Mücteba Hamaney’in bulunduğu öne sürüldü. Bazı uluslararası haber kaynaklarında yer alan iddialarda, Mücteba Hamaney’in yüzünde kalıcı iz bırakabilecek ağır yaralanmalar yaşadığı ve bacaklarından birinde veya her ikisinde ciddi hasar meydana geldiği ifade edildi.

Ancak bu bilgilerin tamamı doğrulanmış değil. Mücteba Hamaney’in yaralanmasının ardından kamuoyunun karşısına çıkmaması, İran yönetiminin iletişim stratejisi konusunda soru işaretlerine yol açtı.

CENAZE VE NEVRUZ MESAJI TARTIŞMALARI BÜYÜTTÜ

Mücteba Hamaney’in babasının cenaze törenine katılmaması, özellikle İran’ın dini ve siyasi kültürü açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirildi. İran yönetimi bu durumu güvenlik gerekçeleriyle açıkladı. Ancak bazı uzmanlar, böylesine önemli bir dönemde veliaht olarak görülen bir ismin cenaze töreninde yer almamasının siyasi açıdan farklı yorumlanabileceğini belirtti.

Benzer şekilde, İran’da her yıl büyük önem taşıyan Nevruz döneminde geleneksel olarak yapılan liderlik konuşmasının Mücteba Hamaney tarafından gerçekleştirilmemesi de tartışmaları artırdı.

İRAN YÖNETİMİNDEN SINIRLI AÇIKLAMALAR

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın daha önce yaptığı açıklamalarda Mücteba Hamaney’in sağlık durumunun iyileştiği ve yönetimle iletişim halinde olduğu ifade edildi. Ancak muhalif çevreler ve bazı yabancı analiz kuruluşları, bu açıklamaların bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmadığına dikkat çekerek temkinli yaklaşılması gerektiğini savundu.

İran devlet medyasında zaman zaman Mücteba Hamaney’e ait olduğu öne sürülen görüntüler ve açıklamalar yayınlandı. Fakat bazı çevreler, yapay zeka teknolojileriyle oluşturulmuş sahte içeriklerin yaygınlaşması nedeniyle bu görüntülerin doğruluğunun ayrıca incelenmesi gerektiğini belirtiyor.

MÜCTEBA HAMANEY NEREDE? ÜÇ FARKLI SENARYO TARTIŞILIYOR

Mücteba Hamaney’in akıbeti konusunda farklı senaryolar gündeme geliyor. İlk senaryoya göre, Mücteba Hamaney İran içinde güvenli bir noktada bulunuyor ve sağlık sorunları nedeniyle kamuoyundan uzak duruyor. Bu görüşü savunanlar, savaş koşullarında üst düzey yöneticilerin güvenlik amacıyla gizli alanlarda tutulmasının olağan olduğunu ifade ediyor.

İkinci iddia ise Mücteba Hamaney’in ülke dışına çıkarılmış olabileceği yönünde. Bazı yorumlarda Rusya gibi İran’la yakın ilişkileri bulunan ülkelerin olası bir sığınma noktası olabileceği öne sürülüyor. Ancak bu iddia için de doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.

Üçüncü senaryoda ise Mücteba Hamaney’in ağır sağlık sorunları nedeniyle görevlerini aktif biçimde yerine getiremediği ileri sürülüyor. Bazı bölgesel medya organlarında, kendisi adına yapılan açıklamaların güvenlik ve askeri kanattaki bazı isimler tarafından hazırlandığı iddia edildi.

“Bu şartlarda saklanmak rasyonel bir tercih. Ancak beş ayı aşan bir görünmezlik güvenlikle açıklanabilecek sınırı aşmış durumda” diyen Toğa, “Kritik ayrıntı şurada: Mücteba Hamaney, babasının cenaze törenlerine katılmadığı gibi yazılı bir mesaj bile göndermedi. Tahran'da düzenlenen Erbain törenlerinde posterlerle temsil ediliyor. Velayet-i fakih sisteminde liderin otoritesi göreve geliş biçiminden çok görünürlüğüne ve kişisel ağırlığına dayanır. Ali Hamaney 37 yıl boyunca bu görünürlüğü rakip güç odaklarını dengelemek için kullandı. Mücteba Hamaney’in elinde bu araç yok. Yani ortada hem fiziken zarar görmüş hem de otoritesi tartışmalı bir lider var. Görünmezlik bir güç mücadelesinin sonucu olmaktan çok, güç mücadelesine alan açan bir boşluk üretiyor. Karar alma yetkisi merkezden dağılıyor ve bu dağılma her geçen ay biraz daha kalıcı hale geliyor.” ifadelerini kullandı.

İRAN İÇİNDEKİ İSTİHBARAT AĞLARI İDDİALARI

Mücteba Hamaney’in nerede olduğuna ilişkin tartışmalarda en çok öne çıkan başlıklardan biri de İran içindeki istihbarat ağları oldu. Bazı Batılı güvenlik kaynakları, İran’ın üst düzey yöneticilerinin yerinin tespit edilmesinde teknik takip kadar içeriden sağlanan bilgilerin de önemli rol oynadığını öne sürüyor.

Bu iddialara göre, İsrail ve Batılı istihbarat servisleri uzun yıllardır İran içinde farklı seviyelerde insan kaynaklarına dayalı ağlar oluşturmaya çalışıyor. İran’ın nükleer programına yönelik geçmiş operasyonlar, bazı bilim insanlarına yönelik suikastlar ve kritik askerî tesislerin tespit edildiğine ilişkin haberler, bu tür istihbarat faaliyetlerinin tartışılmasına neden olmuştu.

Güvenlik uzmanları, savaş dönemlerinde en sık kullanılan yöntemlerden birinin elektronik takipten ziyade ‘insan istihbaratı’ olduğunu belirtiyor. Çünkü üst düzey yöneticilerin güvenlik protokollerini aşmanın, yalnızca uydu görüntüleri veya dijital takip yöntemleriyle her zaman mümkün olmadığı ifade ediliyor.

Bazı kaynaklara göre Mücteba Hamaney hayattaysa, iletişim izlerini azaltmak amacıyla telefon ve internet kullanımından uzak tutuluyor olabilir. İddialara göre olası iletişimlerin, doğrudan elektronik kanallar yerine güvenilir kişiler aracılığıyla aktarılması gibi yöntemlerle gerçekleştirilebileceği değerlendiriliyor.

Bu tür yöntemler geçmişte farklı örgütler ve devlet aktörleri tarafından da kullanılmıştı. Ancak Mücteba Hamaney’in gerçekten bu yöntemlerle korunup korunmadığı veya böyle bir iletişim ağı kullanıp kullanmadığı konusunda bağımsız bir doğrulama bulunmuyor.İstihbarat çevrelerinde tartışılan temel soru ise şu: Eğer İran’ın yeni lideri gerçekten gizleniyorsa, bu durum yalnızca bir güvenlik tedbiri mi, yoksa ülke yönetimindeki gerçek güç dengesine ilişkin daha büyük bir belirsizliğin göstergesi mi?Bu nedenle Mücteba Hamaney’in akıbeti tartışılırken, sadece nerede olduğu değil, İran devlet mekanizmasının hangi aktörler tarafından fiilen yönetildiği sorusu da gündemin merkezinde kalmaya devam ediyor.

GÜÇ MERKEZİ DEVRİM MUHAFIZLARI MI?

Mücteba Hamaney’in konumu tartışılırken, İran’daki asıl güç merkezinin Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) olduğu yönündeki değerlendirmeler de öne çıkıyor. 1979 İran Devrimi sonrasında rejimi korumak amacıyla kurulan Devrim Muhafızları, zaman içerisinde yalnızca askerî bir yapı olmaktan çıkarak ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarında güçlü bir aktör haline geldi.

Uzmanlara göre Devrim Muhafızları; enerji, inşaat, finans, telekomünikasyon ve bölgesel askeri yapılanmalar üzerinde önemli bir etkiye sahip. Bazı eski istihbarat yetkilileri, Ali Hamaney sonrası dönemde İran’daki karar alma mekanizmasının dini liderlikten daha fazla askerî güvenlik yapılarının etkisine girebileceğini savunuyor.

Peki, İran’da gerçek karar alma gücünün dini liderlik makamından Devrim Muhafızları gibi güvenlik kurumlarına kaydığı yönündeki değerlendirmeler ne kadar gerçekçi? İran’ın yeni güç dengesi hangi aktörler etrafında şekilleniyor?

“Bu değerlendirmeler gerçekçi, sahadaki tablo da bunu doğruluyor” diyen Oral Toğa, “28 Şubat’tan bu yana Tahran'da karar alma süreci giderek merkezsizleşti, Devrim Muhafızları belirleyici güç haline geldi ve reformistler ile ılımlılar siyasetin kenarına itildi. Bugünkü denge birkaç isim etrafında şekilleniyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf stratejik meseleleri yürütüyor, Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı Ahmed Vahidi savaşın taktik idaresini üstlenmiş durumda, Mesud Pezeşkiyan ise günlük devlet işleriyle sınırlı kalıyor” dedi.

“Savaşın ilk döneminde yönetimi Ali Laricani ve Kalibaf birlikte götürüyordu, 17 Mart'taki suikastla Laricani'nin ölümü Kalibaf'ı fiilen öne çıkardı. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin başına da eski bir Devrim Muhafızları Ordusu komutanı olan Muhammed Bakır Zülkadr getirildi" diyen Toğa, “Yapısal olarak asıl önemli gelişme ise şu: Laricani döneminde Devrim Muhafızları özerk bölgesel karargâhlar biçiminde yeniden düzenlendi, bu karargâhlar Tahran'daki sivil yönetimden bağımsız karar alabiliyor ve doğrudan dini lidere bağlı çalışıyor” şeklinde konuştu.

 

 

İlgili Etiketler :

Ilgili Haberler