CHP’de kritik gece: 'mutlak butlan' sonrası Özel'den çağrı: 'Herkesi mücadeleye, direnişe, meydanlara davet ediyorum'
CHP’de kritik gece: 'mutlak butlan' sonrası Özel'den çağrı: 'Herkesi mücadeleye, direnişe, meydanlara davet ediyorum'
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nı “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal etmesinin ardından CHP’de olağanüstü Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplandı. Yaklaşık 5 saat süren toplantının ardından kameraların karşısına geçen Özgür Özel, kararı “darbe” olarak nitelendirdi. Özel, karara karşı Genel Merkezi terk etmeyeceğini duyururken halka mücadele çağrısı yaptı.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı’nın “mutlak butlan” ile sakatlandığı gerekçesiyle iptaline karar vermesinin ardından CHP yönetimi olağanüstü toplandı.
Kararın ardından parti içinde ve muhalefet cephesinde peş peşe açıklamalar gelirken, CHP yönetiminin nasıl bir yol haritası izleyeceği merak konusu olmuştu.
5 SAATLİK OLAĞANÜSTÜ MYK TOPLANTISI SONA ERDİ
Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında gerçekleştirilen olağanüstü Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı 5 saatin ardından sona erdi.
Toplantının ardından kameraların karşısına geçen Özgür Özel’in, “mutlak butlan” kararına ilişkin değerlendirmelerinde bulundu. Özel, kararı “yargı eliyle siyasi müdahale” olarak nitelendirirken, CHP’nin geri adım atmayacağını duyurdu.
"ÜLKENİN 80 YAŞINA KADAR KOLTUKTA OTURAN DEĞİL, İKTİDARI DEVİRECEK BİR GENEL BAŞKANA İHTİYACI VARDIR"
Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle oldu:
"Değerli basın mensupları, hepiniz genel merkezimize bir kez daha hoş geldiniz. Gecenin bu vaktinde buradasınız. Sizleri yorduğumuz için, bu vakitte çalışmaya zorladığımız için üzgünüz. Rejime, saray rejimine, AK Parti’nin kara düzenine verdiğimiz rahatsızlıktan da son derece memnunuz. Bugün Türk demokrasi adına kara bir gündeyiz.
- Bugüne nasıl geldiğimizi kısaca özetlemek isterim. Bizim hikayemiz Mayıs 2023’te başladı. Aslında Mayıs 2023’ün 14’ünde, bilemediniz 28’inde Türkiye’yi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında bir büyük zaferle birlikte yeniden ayağa kaldırmaya, demokratikleştirmeye, zenginleştirmeye, o seçimi kazanmaya çok istekliydik. Bütün Türkiye istekliydi. Bir değişim umudu vardı. Ancak o seçimleri kazanamadık, o seçimleri kaybettik. O seçimlerin kaybında en büyük sorumluluk Cumhuriyet Halk Partisi’ndeydi.
- Millet o gün, o günlerde yaptığım bir tanımlamayla partimizden, siyasetten ‘bir duygusal kopuş yaşamaktaydı’. Emekliler örneğin öğretmen evine çıkmamaya, kahvede buluşmamaya, otursalar da konuşmamaya, yolda giderken yerde olmayan gazoz kapağına gençler tekme atmaya, birbirine bakmamaya, herkes ‘Bir yolunu bulursam gideceğim. Bir daha sandığa gitmeyeceğim, mümkünse yurtdışına gideceğim’ demeye başlamıştı.
- Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir özeleştiri yapması lazımdı ve bu özeleştirinin milletin gönlünde kabul görmesi lazımdı. Yoksa olmayacaktı. Anketler yüzde 12 - 13’leri, protesto oylar yüzde 40’ları göstermekteydi. Halen daha bütün kurumların ellerinde, arşivlerinde mevcut. Bu duygu durumu içinde biz ‘CHP değişmelidir’ dedik. Sonra bu sözlerimiz tepki görünce görevi hep birlikte biz üstlendik.
“ADAY BİLE OLAMAYACAĞIMIZI SÖYLEMİŞLERDİ”
- Bir yola çıktık. Yola çıktığımızda, ‘Aday olacak imzayı dahi toplayamayacağımızı, mevcut delege yapısıyla 60 imzayı bulamayacağımızı, aday dahi olamayacağımızı’ söylediler. Biz, bütün bir kampanya boyunca bütün Türkiye’yi gezdik, bütün il kongrelerini gezdik, kazanırsak ne yapacağımızı, nasıl yöneteceğimize, ne hedefleyeceğimizi açık açık paylaştık.
- Dediler ki ‘Bu delegeyi ikna edemezsiniz.’ Dedik ki ‘O delegeyi zaten biz ikna etmeyeceğiz. O delegeyi, onu tıraş eden berberi ikna edecek. O delegeyi, asansörde karşılaştığı, bir kat altında oturan üniversite öğrencisi, asansörde üç kat çıkarken ikna edecek. O delegeyi, kurultaya yollayan torunu, evladı, kızı, oğlu ikna edecek. Eşi, ‘hakkımı helal etmem’ diyerek yollayacak. Yanına yolluk koyarken, Ankara’ya giderken ‘Değişim olmazsa gelme’ diye, ‘Gönül koyarım’ diye yollayacak ve delege, o şehirde ikna edilecek.’
- Ben delegelerimizi buraya çağırırken ‘En güvendiğinizle konuşun, öyle gelin’ dedim. Ben onların vicdanına güvendim. Biz onların vicdanını güvendik. Kurultay salonunun en beklenmedik, en organik, en kendiliğinden ve en etkileyici sesini siz de hatırlıyorsunuz, ben de hatırlıyorum. O koca salon, o aşağıda yerini almış delegeye saatlerce, ‘Delege, sokağın sesini dinle’ diye bağırdı. ‘Delege, sokağın sesini dinle.’ Ve o delege kabine girdi, vicdanının, evladının, torununun, komşusunun, berberinin ve sokağın sesini dinledi. Delege, değişime karar verdi. O değişim kurultayından sonra hiç huyumuz değildir, hiç haddimiz değildir, ‘şu kadar’ kibir yapmadık. Bizim sevincimizin, bizim galibiyetimizin kimsenin mağlubiyeti olmasını istemedik.
“O GECEKİ KAZANIMIMIZ, TÜRKİYE DEMOKRASİSİNİN KAZANCIYDI”
- Ama o günlerde bana şunu söylüyorlardı. ‘Sana devlet geldi mi?’ ‘Devlet dediğin binadır’ diyordum ben, ‘Devlet bana nasıl gelsin?’ CHP’deki değişime birileri izin vermezse o değişim olmazmış. ‘İzin aldın mı? Konuştun mu, soruştun mu?’ Biz bu müesses nizamın çarkına çomağı orada soktuk arkadaşlar. Biz Türkiye’de ana muhalefet partisinin kimseden icazet almadan, Türkiye’nin kurucu partisinin kimsenin onayını almadan değişebileceğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nde bir siyasi partinin mevcut Genel Başkanı’nı yarışla değiştirebileceğini bütün Türkiye’ye ve dünyaya gösterdik.
- O geceki kazancımız Türkiye demokrasisinin, Türkiye’deki siyasi partiler rejiminin kazancıydı. Ama ‘Biz onay vermeden, biz he demeden, bizden onay almadan değişim olmaz’ diyenler o gece Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve güçlü siyasal partiler geleneğimize savaşı açmaya niyetlenmişler. Sonradan bunu da öğrendik, bunu da gördük. Önümüzde vakit yoktu, dört ay vardı ve sözümüz vardı. ‘Nasıl ki Ecevit 1970’lerde ikisi yerel, ikisi genel girdiği dört seçimin dördünden de bu partiyi birinci çıkardıysa biz de çıkaracağız, yapmazsak bu işi bırakacağız’ demiştik.
- Kadınlara, gençlere, bilime güvenerek ve büyük bir özgüvenle yerel seçimlerde hem adayları belirledik hem ittifak aradık. Kötü söz duyduk, kötü sözü işittik ama duymadık, asla cevap vermedik. Herkese, sevene - sevmeyene can sağlığı diledik. Önümüze baktık ve inandığımızı, vatandaşın bize güveninin boşa olmadığını dosta ve olmayana gösterdik.
“HİÇBİR PARTİYE NASİP OLMAYAN YEREL SEÇİM BAŞARISINI KAZANDIK”
- 1 Nisan’da felaket bekleyen, kayıp bekleyenler, ‘1 Nisan’dan sonra orada oturamaz, Cumhuriyet tarihinin, parti tarihinin en kısa genel başkanlığını yapacak’ diyenler, 1 Nisan akşamı ekranlarda, TRT ekranlarında Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiçbir siyasi partiye nasip olmayan en büyük yerel seçim başarısını gördüler. Nüfusun yüzde 65’i, ekonominin yüzde 84’ü. O Müesses nizamın ve AK Parti’nin kara düzeninin yoksulu daha yoksul yapan, işsizi işsiz yapan, emekliyi gitgide fakirleştiren, emeği sömüren bizim sahip çıkacaklarımızı kaybettirip, sahip çıktıklarına daha çok kazandıran AK Parti’nin kara düzenine esas çomağı da orada soktuk.
























