Sayın okurlar, Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum? Son zamanlarda avrupa'da yükselen ırkçılığı gölgelemek için Avrupa'nın tüm parlamentolarında ve basınında sanki hiç bir önemli gündemleri yokmuş
Sayın okurlar, Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum? Son zamanlarda avrupa'da yükselen ırkçılığı gölgelemek için Avrupa'nın tüm parlamentolarında ve basınında sanki hiç bir önemli gündemleri yokmuş gibi malzeme konusu olarak hep 'Ermeni Soykırımı' gündemde tutulmakta. Bu konu o kadar ileri götürüldü ki; 'Demoklesin kılıcı' gibi, Türklerin, özellikle de Türk siyasetçilerin başında sallanmakta. Sallanan bu kılıç Avrupa'da siyaset yapan siyasetçilerimizin de zaman zaman kafasını koparmakta. AB'nin derin politikası olan bu sorun Türkiye'yi ve Türkleri uluslararası platformlarda köşeye sıkıştırmak, kendi tarihini inkara yönelik amaçlarla kullanılmakta. Bakınız Avrupa Birliği bu konuyu çeşitli ülkelerde bulunan siyasi partilere havale etmiş durumda. Bakıyoruz Fransa'da Sosyalist Parti, Hollanda'da CDA Partisi, Belçika'da da MR bu konunun takipçisi olarak görevlendirilmiş durumda. Bu politikayla da bu konu bir partinin değil, tüm partilerin ortak savunması durumuna getirilmiş durumda. Türkiya'nin AB'ye alınmaması için önemli atlama tahtası olan bu konu ne yazık ki; bilime önem verdiğini öne süren AB siyasilerinin tarihçilerin işine karışması gibi antidemokratik bir anlayışı ortaya koymakta. Bilimi ayaklar altına alan siyasiler, bu meseleyle Avrupa'da siyaset yapan Türk kökenli siyasetçilerede antidemokratik baskılar uygulayarak, hukuku çiğnemekteler. Amaç ise Türk kökenli siyasetçileri avrupa parlamentolarından tecrit etmek. Osmanlıları 'Ermeni Soykırımı'yla suçlayanların Türk kökenli siyasilere yönelik bir siyasi soykırımı yaptıklarının biliyorlar mı acaba? Biz de ünlü bir atasözü vardır. 'Bu ne lahana, bu ne turşu" diye. Bir diğer atasözümüzde de "Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır" diye. Bizlere her fırsatta demokrasi dersi vermeye çalışanların, Hollanda'da maskeleri düşmüş, antidemokratik baskılarla siyasilerimizi nasıl harcadıklarını gördük. 'Sözde Soykırımı' inkar edenleri parti programlarına ve parti görüşlerine aykırı bularak, ya 'bu metni imzalarsınız, yada gidersiniz' gibi tehditkar baskılar ne yazık ki, dünyaya adaletin dağıtıldığı ve Adalet Divanına ev sahipliği yapan Hollanda da olmakta. Hollanda ve Hollanda da siyaset yapanlar hukuka gölge düşürmüşlerdir. Baskılarla siyasi tecrit uygulayan Hollanda, aslında bu tutumuyla 'AB'nin kırmızı çizgsine dokunanları yakarız' gözdağıyla AB'nin sözcülüğünü üstlenmiş durumda. Kendisiyle ilgili olmayan bir meseleyle siyasilerine ve siyasileri tercih edecek bir kitleye yönelik bu tür bir davranışı Türkiye uygulamış olsaydı, Avrupa ve dünyadaki tüm hukuk kuralları, siyasi ve sivil tolum kuruluşları Türkiye'yi bombardıman ederlerdi. Tarhteki katliamları parti programlarına koyarak, bu katliamları bir siyasi kritere dönüştürenlerin, 'Ermeni soykırımı' gibi neden, Fransızların Cezayir'de uyguladıkları soykırımı, yine batılıların Ruanda, Bosna Hersek, Irak ve Lübnan halkına yönelik soykırımlarınıda partilerinde bir kriter olarak sunmadıklarını? çok merak ediyorum. AB'nin derin siyasi görüşü artık fikirden çıkarılmış, eyleme dönüştürülmüştür. Bir toplumu kendi geçmişiyle utandırmaya çalışanların hesapları hukuki ve insani bir anlayış değil, siyasi ve baskıcı bir anlayıştır. Hollanda'da başlatılan Türk kökenli siyasilere yönelik baskılar örnek teşkil ederek dalga dalga diğer ülkelere de sirayet edecektir. Belçika'da da zaman diliminde bu baskılar oluşacaktır. Hollanda'da PVDA ve CDA milletvekili adaylarını ihraç ettiler. Belçika'da da ilk kurban Derya Bulduk oldu. Bu olayı bir parti yapmıyor. Değişik ülkelerde değişik değişik partiler görevlendirilmiş durumda. Bu antidemokratik anlayışın toplumsal huzuru kaçırmasından endişelenmekteyiz. Avrupa genelinde 6 milyona yakın Türk yaşamakta. Avrupa parlamentolarında yasallaştırlması düşünülen ceza yasaları çıktığında Avrupa'ya 6 milyonluk cezaevleri gerekecek. Ãünkü 6 milyon Türk kökenli Avrupalı kendi dedelerinin katil olduklarını birilerinin keyfi için kabul etmez. Bakınız yerel seçimlerde bile gündemden düşmeyen şimdilik buzdolabına kaldırılan bu konu 2007 genel seçim öncesi tekrar gündeme gelecektir. Türk toplumu bu konu hakında daha bilinçli, ilmi, hukuki ve insani çalışmaları yapmalı. Bu mesele engizisyon giyotini gibi başımızı koparmamalı. Demokratik çıkışlar, konferans ve bilimsel toplantılarla bu meselenin toplumsal barışa katkı değil, huzursuzluk getireceği anlatılmalıdır. AB politikaları 'Ermeni Lobisi' adı altında tatbik edilmekte. Bu konu hakkında vatandaşların daha duyarlı davranmaları gerekir. Belçika'nın ve Avrupa'nın barış ortamına gölge düşürülmemesi için çalışılmalı, diye düşünüyorum. Mutlu ve huzurlu yarınlar dileğiyle...