BEL├çİKA B├ľL├ťNMEMELİ

1830 yılında Wallon ve Flamanlar tarafından kurulan Belçika da her zaman lisan problemi olmuştur. Elinizdeki Belçika Haber dergisinin nisan sayısında ki yazım da, Flamanların lisanının lehçe olarak kabul gördüğünü, resmi dil olarak konuşulmadığını ve bu sebepten çok uğraşı verdiklerini yazmıştım.

1830 yılında Wallon ve Flamanlar tarafından kurulan Belçika da her zaman lisan problemi olmuştur. Elinizdeki Belçika Haber dergisinin nisan sayısında ki yazım da, Flamanların lisanının lehçe olarak kabul gördüğünü, resmi dil olarak konuşulmadığını ve bu sebepten çok uğraşı verdiklerini yazmıştım.
Bu konuda yıllarca süren mücadelelerinin neticesinde, 1898 yılında «eşitlik kanunu “loi d’égalité” çıkartılmış böylece Flamancanın Fransızca gibi hem resmi lisan olmasını sağlamışlar hem de devlet dairelerinde Flamanca konuşulması hakkını elde etmişlerdi.
Tabiiki bütün bunlar pek de öyle kolay olmamıştır. Wallon ve Flamanların arasında ki herhangi problem veya problemler daima diyalog politikası uygulanarak halledilmiş ve günümüze kadar da devam ettirilmiştir. Bu uzlaşma politikası, Belçika’nın bir özelliğidir aynı zamana. Yüzseksen yıl başarı ile devam ettirilen politika bundan sonra da de-vam ettirilebilir ve ettirilmelidir de.
Aşırı sağcı parti Vlaams Belang mensubu kendini bilmez birkaç milletvekillerinin bağırıp çağırmalarıyla bir devlet parçalanamaz parçalanmaz. Verebilecekleri en büyük zarar iktidar hükümetini düşürmek olur o kadar.
Vatan ve millet ruhu olmıyan insanların davranışlarıdır bunlar. Sağlıklı düşünen insanların tarz böyle olmaz olmamalı. Bu tür insanlar hemen her devlette bulunur fakat çok azınlıktadırlar. (Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında Amerikan mandası olunmasını isteyenlerde olmuştur) Ne varki sesleri her zaman duyulur, onlar da zaten bunu istemekteler.
Bilirlerki söyledikleri hiçbir zaman gerçekleşmez, gerçekleştirilmez. Bir millet’i millet yapan, millet ruhudur.
Vatanını ve millet’ini sevmek ona sahip çıkmak herkesin doğal hakkıdır hatta yurttaşlık görevidir. Bunun milliyetçilikle uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Belçikalılar da bu ruh var mıdır?
Evet vardır, fakat dışarıya pek vurmazlar. Kurulduktan onlarca yıl sonra oluşmuştur ve sapasağlam yerinde durmaktadır. Aksi taktirde bunca badireler atlatmış olan Belçika şimdiye kadar bölünmüş olurdu.
Milli duygunun daha da güçlendirilmesi ve diri tutulabilmesi için, Belçikalılar da zayıf gibi görünen tarih ve yurttaşlık bilincinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için de milli eğitime büyük sorumluluk düşmektedir.
İlk yapılması gereken de üniversitelerde bu tür bilgilerin verilmesi ve bölge hükümetlerin alacaklar kararlarla orta eğitim de de verilmesidir.
Zaman zaman duyarsınız,« Belçika bitti ve ya bitiyor » gibi lâflar. Hayır, bu tür bakış açılar yanlıştır hiçbir temel dayanağı yoktur. Yalnız kişi veya kişilerin kendi görüşleridir.
Unutmasınlar ki aynı Belçika ve aynı Belçikalılar (Wallon ve Flamanlar) sanayileşme devrinde elele vererek Belçika’yı dünya da ikinci sıraya oturtmuşlardır. Örnek mi? demirçelik, buharlı gemi, buharla çalışan lokomotif, tarım makineleri, dokuma makineleri, maden ocaklarının çalıştırılması, tekstil, cam ve cam mamülleri imalat gibi daha birçok sektörde çok başarılı idiler. O zamanlarda da konuşuluyordu bugün konuşulanlar.
Yabancı kökenli de olsa bu ülke de yaşayan herkes’in, Belçikalı olarak vatanına sahip çıkmas onun yurtaşlık görevidir. Bu görev’in bilincinde hare-ket ederek aşırı sağcı solcu parti veya partilere prim verilmemelidir.
Bruxelles’in ve Belçika’nın diğer bölgelerinde çok ciddi çalışmalar yapan sayıları hiç de azımsanmayacak saygın, Türk kökenli Belçikalıların kurduğu dernekler var.  Bu derneklerin birlikte hareket ederek halkın ortak sesi olan birlikteliği duyurmaları çok önemli.
Böylesine büyük organizasyonu yapabilecek irade ve kapasitede olduklarını, Ermenilerin 1915 iddialarına karşı yaptıklar yürüyüşleriyle göstermişlerdir.
Belçika’nın, böyle önemli bir hükümet krizi yaşadığı zaman da, vatandaş olarak Türk kökenli Belçikalılar, ülkenin bölünmemesi için, demokratik yollardan sesini çıkartmayıpta ne zaman çıkartacaklar? bu ses için illâ bir Ermeni konusu mu olmalı ?
Birde bu konuya tersinden bakalım komplo teorisi gibi, Belçikanın üçe bölündüğünü farzedelim.
Diyelim ki Flamanlar bir devlet oldular ve ekonomileri iyi olduğu için refah içinde yaşıyorlar. Walonlar ise ekonomileri Flamanlara nazaran biraz daha zayıf olduğundan kişi başına düşen gelir daha az olacaktır. İkisi de Avrupa Birliği üyesi olarak kalacak ve oradan mali destek göreceklerdir.
Ya Bruxelles ne olacak? Onu, kimse kimseye bırakmıyor, o da hiç birine gitmiyor, üstelik Flaman toprakları içinde. Kendi başına bir ülkemi olacak? Öyle olursa ne tür bir rejim olacak?
Her üç bölgenin nüfûsu azalacağından kendileri için bir avantaj gibi görülebilir.
Sözün kısası her üçü de rahatlıkla ayakta durabilir.

******************************
Hepsinden de önemlisi, Bu güne kadar devletin birliğinde en önemli konumda olan Kraliyet ailesi ne olacak?
Halktan, aynı ailelerin bir kısmı Bruxelles’li bir kısmı Walon bir kısmı da Flaman mı olacak?