Nicolas Sarkozy Başkanlığındaki Fransız Hükümeti’nin, “1915 Olayları” nı bahane ederek, öteden beri Türkiye’nin AB Üyeliğine karşı olan tavrını daha da pekiştirmek gayesini güttüğü, herkesin malumudur.
Nicolas Sarkozy Başkanlığındaki Fransız Hükümeti’nin, “1915 Olayları” nı bahane ederek, öteden beri Türkiye’nin AB Üyeliğine karşı olan tavrını daha da pekiştirmek gayesini güttüğü, herkesin malumudur. Diğer taraftan, yaklaşan başkanlık seçimlerinde Ermeni kökenli seçmenlerin oylarına göz diktiği için, böylesi bir tarih saptırmasına başvurduğu da başka bir hakikattır.
Bir hükümet başkanı, veya siyasi görüş temsilcisi, başka bir milleti sevmeyebilir, hatta onun mensubu olduğu medeniyet değerlerine (N. Sarkozy gibi) son derece hasmane tavırlar içinde de olabilir. Bütün bunlar, tarihi olayları gündelik siyasete malzeme yapılmasını ve tarihin seyrini değiştirmeğe kalkışılmasını asla mazur görmez.
Türk Milleti tarihiyle yüzleşmekten asla geri durmaz ve şimdiye kadarki “1915 Olayları” da dahil, tarihi olayların tarihçiler tarafından değerlendirilmesi tezini savunmuştur.
Osmanlı Devleti’ne karşı silahlı Ermeni çetelerinin yürüttükleri savaşta her iki taraftan da binlerce insanın öldürülmesini, “soykırım” olarak tanımaya kalkışmak; tarihi yanılgı içinde olmak kadar, ileride doğacak muhtemel nahoş hadiselerin müsebbibi olmak da var.
Henüz daha hukuken kesinleşmemiş yasa teklifinin yarınlarda yürürlüğe girdiğini kabul edelim: Fransa’da yarım milyondan fazla Türk yaşadığı gibi, AB üyesi diğer ülkelerde de sayıları beş milyonun üzerinde olan Türklerin hepsi sokaklara dökülerek koro halinde, “Biz, 1915 Olaylarını soykırım olarak tanımıyor ve kabul etmiyoruz” dediklerinde, Fransa’nın tutumu ne olacak? Milyonlarca Türke ve bunlara ilaveten başka insanlara topluca hapis ve para cezası uygulayabilecek mi?...
Bütün bunlardan bağımsız olarak, Fransa’nın yakın tarihine bir bakmasını ve özellikle Kuzey Afrika’da yaptığı katliamlarıyla yüzleşmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz. Ve yine bunlardan da bağımsız olarak; hür düşünceye getirilmek istenen kısıtlama kadar, Türk-Fransız dostluğuna son derece zarar verecek bu yanlış tutumdan bir an önce vazgeçilmesi gerekir. Bu yanlışı düzeltmesi gereken ise, mevcut Fransız Hükümeti’dir, Türkiye değil.
























