Doğruları araştırarak ortaya koyan ve gazetecilik mesleğini hakkıyla yapan Uğur Mumcu’nun zifiri karanlık odaklar tarafından katledilişiyle aramızdan ayrılmasının 19’uncu yılını geçirmekteyiz.
Doğruları araştırarak ortaya koyan ve gazetecilik mesleğini hakkıyla yapan Uğur Mumcu’nun zifiri karanlık odaklar tarafından katledilişiyle aramızdan ayrılmasının 19’uncu yılını geçirmekteyiz.
Biz, düşünce bakımından karşıtlarımıza demokrasinin öngördüğü hoşgörüyle bakmazsak; birer gizli faşistiz. Ancak, teröre şöyle böyle hoşgörüyle bakarak bunu ikrar edecek sessizliği sergileyenlerinde teröre ortak oldukları apaçık ortadadır. Terör bir insanlık suçudur. Hukukun işlediği, demokratik ve adil bir ortamda düşünce beyanında bulunana kimsenin yapacağı bir şey olamaz, olmamalıdır. Oysa ‘Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin ilk maddesi “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.” şeklindedir. İnsanların, orta çağdan kalma kabile bağlarını öne çıkartarak kişisel çıkarları için feodal düzenin öngördüğü şekilde türlü paydaşlarını baskı altında tutması uygulaması işte tamda terörün zemini hazırlayan çok temel bir öğedir. Bu yaklaşım ‘Stalinizm’ olarak da nitelendirilir. Bu baskıcı ve ceberut yaklaşımın bir diğer özelliği ise, var olan hakların kullanımından bireyi caydırmasıdır. Karanlığı büyüten, karamsarlık ve güvensizlik psikolojisi zeminini oluşturan tehlikeli bir gelişmedir.
Mumcu: “Demokratik bir toplum için en büyük tehlike yolsuzluklara, karanlık olaylara ve haksızlıklara karşı kamuoyunun duyarlılığını yitirmesidir.” diyordu. Irkçılıkla paralel feodal uygulamalar hoşgörüyle karşılanamaz ve derhal kamusal düzenin savaşımıyla viran edilmedir. Bu demokratik yönetmelerle çağdaş hukukun öngördüğü şeklide yapılacaktır. Ancak çağımızda doktrinleşerek kökünü ırkçı-Stalinist sentezinden alan ve terörden beslenen ‘Kürtçü’ güruh ve bunları destekleyerek tüm kazanım ve birikimlerimizin heba edilmesinden taraf ‘sosyalist’ maskeli 2.cumhuriyetçi zihniyet tüm varlığıyla siyasal yelpazeyi işgal etmek istemektedir. Emperyalizmin oyuncağı faşist BDP, bu zavallı zihniyetin siyasal taşeronluğunu üstenmiş ihanet aygıtı olarak sahnededir. Bunlar Uludere olaylarını uluslararası adalet divanına taşıyacağını ilan edecek ve Hrant Dink’i her fırsatta istismar edecek kadar utanmaz ve hainliği tescillenmiştir. Dış güçlerin bu sadık kulları, Türkiye’nin Türkiye’den yönetmesi gerektiği esası’na karşı zahmetli bir görev üstlenmiştir. Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesi, tam bağımsız ve anti-emperyalizmi merkez alan cumhuriyet devriminin özünüdür. Erk sahiplerinin, cumhuriyet tarihinde hiç olamadığı kadar buna nasıl müsamaha gösterdiklerinin ayrıca irdelendiği bir gerçektir. Tabi ki; sonuç olarak hâkim halkın ta kendisidir.
Düşünceye tahammül etmek zorundasınız. Zaten eskimiş düzeni değiştirdik. Bunu hep birlikte yaptık, elbirliğiyle. Toplumdaki sağduyu ve büyük destek buna önemli katkı yaptı. Her yerde olduğu gibi ‘kalpaksız Kuvayi Milliyeci’ler burada da varlar. Türk ulusçuluğu hiç suç olur mu? Çeşitli inançlardan bahsedilmektedir, oysa şu çok açık bir şekilde ortadadır; yurtseverlik hümanizmin temelidir. Yurt bildiğin toprakları ve değerlerini sevmek de bir erdemdir.
Uğur Mumcu ne demişti? Mumcu:
“Ben Atatürkçüyüm.
Ben Cumhuriyetçiyim.
Ben laikim.
Ben Anti-Emperyalistim.
Ben tam bağımsız Türkiye’den yanayım.
Ben terörün karşısındayım.
Ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım.
Öyleyse vurun, parçalayın!
Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır!” demişti.
Tüm fesat, hıyanet ve karanlık ihanet odaklarına inat bu dava bu kurumda bayraklaştı. Biz, sahipsiz bırakmayan, tavır koyanız. Çünkü bu onurlu bayrak; tavrı mert ve duruşu net bir şekilde büyüyerek nesilden nesle sürmektedir. Türkiye dışında, örnekleri tarih ve siyasal yaşamımızda saklı nice önderler insanlığa yön vermiştir ki; bizim eğittiğimiz gençlik bu ufuk ve ideal derinliği ile büyümektedir. Hepsi birer Mustafa Kemal’dir. Hepsi ülkede Türklüğün tüm varlığıyla garantisidir.
Hollanda Türklüğü bir gün elbette hak ettiği yere; barış, kardeşlik, dayanışma, özgürlük, demokrasi ve eşitlik içinde kavuşacaktır. Hiç şüphe yok ki; bu yolda en büyük yol gösterici büyük insan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
24 Ocak 1993’de onu vurdular; şimdi ise sıra size geldi dercesine bize baskı yaptılar, tehdit ettiler ve saldırdılar. Doğal bir soru var; bizi ne zaman vuracaklar?
Oğuzhan Kılıç
Hollanda Türk Gençlik Kuruluşları Federasyonu (HTGF)
Genel Başkan
> Basın-Yayın Kuruluşu Genel Yayın Yönetmenleri ve Editörlerin dikkatine not: iletişim bilgilerini pdf formatındaki bildirilerin altında bulabilirsiniz.
● Facebook grubumuza katılmanızı tavsiye ediyoruz. Lütfen tıklayın ve katılın.
● Hollanda Türk Gençlik Kuruluşları Federasyonu’na (HTGF) görüşlerinizi iletmek istiyorsanız linki kullanın: https://spreadsheets.google.com/spreadsheet/viewform?formkey=dHVEdnNhM2JGUm9RNUtIam03SFg0dFE6MQ
























