TAHAMMÜLSÜZLÜK /Sibel Sezginci

Sokakta birbirimize tahammül edemiyoruz. Trafikte de öyle. Alışverişte, trende, otobüste hatta eğlence yerinde ve aile hayatımızda!!

Sokakta birbirimize tahammül edemiyoruz. Trafikte de öyle. Alışverişte, trende, otobüste hatta eğlence yerinde ve aile hayatımızda!! Tahammül etme yani yani dayanma gücü. SEVGİNİN olmadığı yerde Tahammül etmek zorlaşıyor.Herşeye öfkelenmek için mutlaka bir neden buluyoruz. Birbirini öldürecek kadar...Sevgisizlik bir süre sonra yürekleri karartip nefret tohumlarını yeşertmeye başlıyor. Sonra siddet davet edildiği yerde ansızın beliriveriyor. Çocuklar belli bir yaşta çok soru sorarlar. Sabırla yanıtlamak zorundayız. Çünki onlar yeni yeni keşfediyor herşeyi. Bilmedikleri bir dünya. Kocaman Kocaman insanlar korkuyorlar, ürkekler. "Yeter artık" dememiz onları o an için sadece kırıyor, -üzüyor hatta ağlatıyor ama bir süre sonar tekrar soruyorlar. Bu davranış süreklilik arz ettiğinde de o bilinmiyen dünyayı kirip, döküp deneye yanıla öğrenmeye çalışıyorlar. Yada içlerine kapanıp ileride potansiyel suskun, ezik, ailesi ve insanlarla iletişim kuramayan bireyler haline geliyorlar. Anne Baba çocuğunu seviyordur fakat tahammül edemiyordur. Çünki gündüz onlara göre, çok çalışmışlar çok Yorulmuşlardır. Çocuğa ne bundan? Siz o çocuğun oluşumunda en büyük etkensiniz. Dünya ya gelirken seçme hakkı olsaydı belkide gelmiyeceklerdi. Farklı pencerelerden hayata bakmayı öğrenmemiz gerekiyor. Yukarıda ki örnekte çocuğa öfkelenmek, kizmak yerine bir an durup kendinizi onun yerine koyun. O'na dokunun, o'nun kücücük yüreğinde ki sevginin size pozitif enerji olarak geçmesini sağlayın. Ve düşünün ki o'nun size ihtiyaci var, dünyası vereceğiniz cevapla aydınlanacak. Aynı şekilde eşsinize, komşunuza ve arkadaşlarınızada empati ve sevgiyle yaklaşmayı alışkanlık haline getirirseniz bir süre sonra öfke yerini hoşgörüye terkedecektir inanın. Sabahleyin "Günaydın"demeden asansöre binen komşularınıza öfkelenmeyin. Davranışının altında bir art niyet aramayın. Tekrar gördüğünüzde siz ona söyleyin. Ne kaybedersiniz ki! Hayat detaylarla gerilmeyecek kadar kısa. Trafik te yol istediniz vermedi diğer sürücü. Bekleyin. Size kaybettireceği zaman Tahammülsüzlük edip onu SIKIŞSTIRDIĞINIZ, ya da inip kavga ettiğinizde tartıştığınızda vucudunuzda ölen milyonlarca hücreden daha mı önemli? Yaşlanmayı çok mu özlüyorsunuz yada yaşlanmaya çok mu heveslisiniz? Alışverişte kasa da bazı insanlar çok yavaş hareket eder. Sinir olursunuz. Olalım olmasına da o an vereceğimiz ani tepkiyle o insan değişecek mi? Yada bir daha o hareketi sergilemiyecek mi? Herkesin farklı yaradılışta olduğunu kabullenmek neden bu kadar zor geliyor? Saygısızlık olarak algılayıp öfke kat sayımızı yükselticeğimize, en büyük saygısızlığı biran kendinize yapıldığını düşünüp frene basabilirsiniz. Toplumu terbiye etmek bizim elimizde değil. İnsanları olduğu gibi kabul etmek farkli bir olgunluk ve meziyettir. Bunun adı "susmak" yada "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" demek degildir. Ayni toplumda farklı kültürlerde yetişmiş insanların birarada yaşayabilmesi için gereken bir davranış. Maruz kalacağımız davranış her ne olursa olsun, hafif bir tebessüm, anlamaya çalışarak, karşınızda ki insanı iterek değil severek yaklaşmak inanın hayatınızı daha yaşanır bir hale getirerek kolaylaştıracaktır. Hayata dokunmamız gerekiyor, uzaktan seyretmek enerjimizi tüketiyor biz farkında olmadan. Herbirinize tahammül edilebilecek bir yaşam diliyorum. Sibel Sezginci